Dönüşüm Nasıl Muhteşem Olsun Pet Şişe Miyim Ben

Kaç yıl oldu ben evladım yerine koyduğum bloğuma bakmayalı? İnanın son yayınımı ne zaman yaptım onu bile bilmiyorum. Ve işte geldim buradayım, ben bu işte çırağım!

   Gelin yine biraz görsellerle süsleyelim bu yazımızı her zaman olduğu gibi.

Öncelikle bilen bilir, tuhaf ama bir o kadar herkesin sinsice yaptığı bir huyum var. Herkes benim kadar cengâver olamıyor bu konuda ne yazık ki. Niye yazık olsun canım? İş bana kalıyor nasılsa. Yerde gördüğü bozuk paralara bodoslama atlama huyu. Evet, bu huya bu adı verdim ve bence bunu bir değerlendirsin ilgili yetkililer. Kâğıt para olsa belki bu kadar atlayamam ama başım yerde yürür oldum. Bankamatik önleri favorim. Hasılat gün içinde 30 kuruşu geçmiyor. Şanslıysam 1 liraya kadar çıkar. Şans meleğinin işi çıkınca bu miktar 5 kuruşa kadar düşüyor. Yine Trabzon’da bozuk para avındayım, dolmuş durağında bekliyorum. O madeni ses, adeta bir sevgilinin “Yemek hazır gel bak köri soslu tavuk yaptım.” demesi gibi. Bir heyecanla koştum ve o 10 kuruş artık benimdi. Gün güzel başlamıştı.

Baktığınız zaman acımasız görünebilirim. Fakat 1 kilo pamuk kadar yumuş yumuş ve bir o kadar da 1 kilo demirden daha naif bir yüreğim var. Gün sonunda özellikle gıybet de aldıysam keyif benim göbek adım. E ben de ne yapayım, binimum seviyede de olsa vicdani duygularımı doyuruyorum.

Yine bilen dostlarım bilir, midesine düşkün bir 42 kiloyum (Ne yazık ki geçen hafta yaptırdığım testlerde 42 kilo olduğumu ve bunun 3 kilosu yağ 18 kilosu kastan oluştuğunu “Ulan bu 21 kilo yanak olmasın?” sorusuyla çelişirken öğrendim). Bu sıralar iştahım pek yok. Zamanında doyurucu bir sabah kahvaltısı ardından bir porsiyon kuşbaşı kaşarlı pide üstüne bi büyük waffle gömen ve akşam yurduna döndüğünde hamarat teyzemizin elinden çıkan yemeği de bi güzel mideye indirmiş yine de yiyecek şeyler arayan bir hanımefedi idim. Ne yazık ki günüm artık yarım öğünle geçiyor. Ay önemli bi hastalığım da yoksa kıyamet mi geliyor? Ihım neyse. Maşallah antilop gibiyim, kilo farkıyla.

 

 

 

 

 

 

 

 

Başka zaman olsa biriyle yemeğimi paylaşırken onüçmilyonsekizyüzatmışsekizbinbeşyüztetmişiki kez düşünürdüm ama işte hem vicdan hem mide küçülmesinden dolayı kuşbaşı kaşarlı pidemden ÜÇ 3 THREE III parça kedi kankama verdim. Doymadı, sıcak dinlemedi löp löp indirdi mideye. Helali hoş olsun canım kardeşim.

 

Hayat bu kadar kolay geçmiyor benim için. Zaman zaman derin acılar, talihsiz olaylar yaşıyorum elbette en az sizin kadar.
Eee, yaz geldi. Evde yıkanacak bulaşık var, aman banyo çamaşır suyuyla temizlenecek, oy şurası ovalanacak gibi dertler olmadı için dedim ki “Salayım mı ulan Volverin gibi şu tırnakları?” Saldım tabii, azad ettim onunu da. Fakat acı dolu dakikalar çok da uzakta değilmiş. Staj yaptığım günlerde usulca ve büyük bir sevecenlikle mutfağa gittim ofisi çaylamak için. Sen bardak düşecek gibi ol, ben o bardağı tutacak gibi olayım. Tabii ki tuttum lakin on evladımdan biri canından oldu. Bardağı tutarken sen elimi tezgaha çarp! Ama nasıl çarpma. Ömrümden artık yaşanmamış günlerim mi gitti dersiniz yoksa “Aman canııım, en azından dokuzu sağlam.” mı dersiniz o sizin takdiriniz tabii. Acı bir şekilde kaybettiğim tırnağımın ardından aynı gafleti tekrar yaşamamak adına, biraz da iş yerinin nadide insanı Beratiye ablanın da ısrarı üzerinde geri kalan dokuz evladımdan da vazgeçmek durumunda kaldım. Böyle olmamalıydı. Bu masalın sonu böyle bitmemeliydi. Yoksa yarasamemeli miydi? Acım çok büyük, lütfen biraz anlayış…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eh, Beratiye abla dedik de o dillere destan salatasını anlatmadık. Ayıp ettik, kınayalım hep beraber beni ve yazıyı yazan ellerimi. Durun be tamam! Hemen de hazırmışsınız cık cıklar eşliğinde kınama yağmuruna. Bilerek sona sakladım çünkü o adeta assolist bir salata. Ofisin lümpenliğine adeta çorbası bile 20 lira olan şık restoranın 50 liralık salatası gibi gelmişti. Yadırgadık mı? Tabii çünkü biz kim zenginiz ki böyle bir görüntü ve lezzet şöleninin şahidi olalım. Salatanın görsel zenginliği ile sizi baş başa bırakıp “Ay şimdi ne yazsam da okuyan kıymetli insanları bunaltmasam.” Diye düşüneyim. Neşeli kalın, benim kötü esprilerimden daha kötü espri yapmayın çünkü kıskanıyorum.

Bir Cevap Yazın