Son Gezimizden Amasya

Hah işte geldi o beklenen gün(!) Nasıl hoş bir pazartesi nasıııılll!
Tatilden dönmek zor oldu ama mecburduk hepimiz. Son bir turlayıp geldik. Amasya, Samsun ve ardından Ordu’yla gezimizi tamamladık.
Her şeyden önce şu an bildiğiniz “çığırtkanlık” yapan çocuğu jülyen doğrayasım var. Yok yani bu güne özel bir şey de değil. Bu çocuk her gün böyle. Aptal yaratık!
İstikametimiz Fatsa’ydı. Kışın gitmem mümkün olmayabileceğinden son kez gidelim de o muazzam havasını soluyalım dedik.
Ondan önce Amasya’ya uğradık. Ve orada yaklaşık bir senedir böğürtlen yemediğimi hatırladım. Hemen elceğizlerimle toplayıp bir güzel yedim.
Amasya’da geçirdiğimiz o bir gece fevkaladenin fevkinde bir gündü. Belki bir Amasyalıdan daha çok şey biliyorumdur. Mehmet amca sağ olsun.
 Kısaca aileden de bahsedelim; Mehmet amca babamın askerlik arkadaşı. Fatma teyze eşi oluyor ve tanıdığım en sıcak kanlı insanlardan birisi. Kızı Büşra benden bir yaş küçük olmasına rağmen gerçekten olgun kız. Oğulları Rahman ile pek iletişime geçemedik. Soğuk bir tip gibi. E bu kadar da bilgi yeter.

Gece Amasya bir başka güzel. Sabah da gezemezdim ben o sıcakta. Böylesi çok daha güzel  oldu. Tam yaşanılası bir şehir.
Hemmeeen edindiğim o külçe altın değerindeki bilgilerimi sizinle de paylaşayım da gidince “Bu ne len şimdi?!” demeyin.
Önce Sultan Beyazıt Camii’yi gezdik. Aynı zamanda buraya “Terazili Camii” adını da vermişler. Onun nedeni de şu; Caminin iki yanında iki kolon var. Eğer camide bir eğilme olursa bunlar dönmüyor. Fizik kurallarına aykırı değil. Sonra “Ya bi’ yürü git işine!” nidaları atmayın bana.

 Şaşırdığım bir şey daha; caminin hemen giriş kapısının solunda tahtada yazılar var. Bunlar Kur-an’dan ayetlermiş. Bunu yazan da 55-60 yaşlarında çok muhterem bir amcamızmış. Yazının mükemmelliğine dikkat edin. Ayrıca adam bunu birkaç dilde yazıyor. Ben çok şaşırdım açıkçası.

Amasya’ya gidip de “Bülbül Sarayı”na gitmemek olmaz-mış. 

Sizce nedir Bülbül Sarayı?

Bi’ gözünüzde canlandırın.
Canlandırdınız mı?
Ve bakın şimdi çok yanılacaksınız.

İşte Bülbül Sarayı yukarıdaki fotoğrafımızda.
Bakayım şaşırdınız mı?
Yooo.
Ya işte neyse. O zamanda bülbüller için yapılmış özel bir yuvaymış. Amasya’ya gidip de burası görülmeden olmaz-mııış.

 Şöyle de bir dipnot geçelim; Amasya arkadaşlar, önceden İtalyanlara aitmiş ve adı Amesseia imiş.
Her yerin kalesi var da Amasya’nın olmaz mı? Hem de en afillisi olur. Kral mezarlıklarıyla, sırrı çözülemeyen kanallarıyla bir kalesi var. Buna da yine İtalyanlardan kaldığı için “Harşena” Kalesi de denmekte. Çok güzel görsel zenginliğe sahip. Umarım Amasya bu özelliğini hiç kaybetmez. Bu durumda insanlarımıza büyük iş düşüyor.

Her yeri tarih kokuyor güzelim memleketin. Her bir anlatılan özel bilgiyi tek tek hem kendim için hem de sizler için not aldım.
Çorumlu hemşehrilerime de bir sürpriz yapayım dedim. Gerçi sürpriz ansızın olur ama bi’ incelik mi desek ne desek bilemedim. Kafe isimleri öyle tuhaftı ki. Lakin bir kafe vardı, işte o en samimi, en içten, en Çorumca kafeydi; “Hadi Heeri”

Tatilimizin bir kısmı da böyle bitmiş oldu. Çok çok güzel ve pek yararlı bilgiler de elde ettim. Geriye kaldı Samsun-Fatsa gezisi. E onuda diğer yazımızda anlatalım baaaari.

Bir Cevap Yazın